Kırkından Sonra... - ademce.com

Ademce
 Yazılar  Duyurular  İletişim


Kırkından Sonra...

Kırk Bu yazının başlığı, "kırkından sonra" diye başlayan pek çok sözü aklınıza getirmiş olmalı. Kırkından sonrası, Türkiye yaş ortalamasının yaklaşık 10 yaş sonrasına karşılık geliyor. Büyük çoğunluğumuz için bilinmez olan bu evre yaşamımızda özel bir önem taşır. Onlu, yirmili, otuzlu,... yaşların ilk yıllarında yaşamın yeni bir evresine geçtiğimiz duygusunu yaşarız. Bu yazıda yaşamımızın evreleri ile kırkından sonrasının ne demek olduğu irdelenecektir.

İlkokula, ortaokula, liseye, üniversiteye başlamak, ergenlik çağı, 18 yaşında yetişkin sayılmaya başlanmak, iş yaşamına katılmak, evlenmek, anne baba olmak,... gibi yaşamımızda belirgin değişikliklerin gerçekleştiği dönüm noktaları vardır. Çocukluk yaşlarındakiler büyüklere özenip hızla büyümek ister. Büyüme özenci daha sonraki yaşlarda da sürer: Yaşına 1 ekleyerek söylemek, daha doğru düzgün tüyü bitmeden sakal, bıyık uzatmak,... gibi davranışlarla sık sık karşılaşırız. Yaşlar ilerledikçe işler değişir; eski davranış biçimlerinin yerini yavaş yavaş yeni davranış biçimleri almaya başlar: yaşını olduğundan küçük söylemek, birkaç yıl yaşını ilerletmemek, zamanın hızla geçmesinden yakınmak,... gibi. Gerçekte 10 ile 9, 18 ile 17, 40 ile 39,... yaşlarının birbirinden kopuk, bambaşka evreler olmadığı ortadadır. Aşılması gereken öteki eşiklerle karşılaştırıldığında 40 yaşının pek anlamlı bir eşik olmadığı bile düşünülebilir. Kırkından sonrasına yüklenen anlamın nedenini bulabilmek için yaşam evrelerine bir göz atmak yararlı olacaktır. Bu evreler yaşam süresinin anlamlı bölümlere ayrılmasıyla belirlenir. En kolayı: Ak-kara; doğru-yanlış; iyi-kötü,... gibi yaşam süresini de ilk yarı ile ikinci yarı olmak üzere ikiye ayırmaktır. Yaşam süremiz için Allah'ın takdirini bilmiyor olsak ta, bu bölme işlemini "beklenen yaşam süresi" kavramına göre yapabiliriz. Ülkemizde 1960 yılındaki beklenen yaşam süresi 48,27 yıl iken 2010 yılında 73,7; dünyadaki beklenen yaşam süresi ise 1960 yılında 52,62 iken 2010 yılında 69,64 yıl olmuş. Beklenen yaşam süresine 70 dersek: yolun yarısı 70/2=35 olur. Nitekim 46 yaşında "uyuyup bir daha uyanamayan" şairimiz Cahit Sıtkı Tarancı'nın Otuz Beş Yaş şiiri "Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder." diye başlıyor.

Yaşam süresini ikiye bölmekten daha incelikli evreler de söz konusu edilmiştir. Dönem, süre, evre gibi kavramlarla ilişkili en yaygın anlayışların 3, 4, 7, 40 sayılarına dayandığı görülüyor: 3 öğün, 4 mevsim, 7 gün (hafta), 40 yıl,... gibi. Bu sayılar, kuşkusuz sayı değerleri yanında yuvarlak sayılar olarak da yaygın kullanımı olan sayılardır. Sözü edilen 3, 4, 7, 40 sayılarını öteki sayılardan ayrılan özellik: Yinelenen bir döngüyü anlatıyor olmalarıdır. Yaşam süresi "gençlik", "orta yaş", "yaşlılık" biçiminde 3 evreye ayrılabileceği gibi, bunların başına "çocukluk" eklenerek 4 evreden oluşan daha anlamlı bir biçim de ortaya konabilir. Dönem, süre, evre kavramlarıyla ilgili bütün tanımlar gibi yaşam evrelerinin tanımlanmasında da en yaygın kullanılan sayı: 7'dir. 7 sayısına geçmeden önce 10 yıllık dönemlerden oluşan bir örnek vermek istiyorum. Bir Alman şiirinde yaşam evreleri şöyle tanımlanmıştır: 0-10 arası (çocuk), 10-20 arası (genç), 20-30 arası (erkek), 30-40 arası (başarı), 40-50 arası (durma), 50-60 arası (yaşlılık başlangıcı), 60-70 arası (yaşlı adam), 70-80 arası (hiçbir şey bilmez), 80-90 arası (çocukların eğlencesi), 90-100 arası (Tanrının rahmeti onunla olsun). Buradaki evrelerin ortalama yaşam süresinden çok 10 ile 100 sayılarının "mükemmel" olma niteliğiyle belirlendiği anlaşılıyor. Dönem, evre gibi kavramların 7 sayısıyla ilişkilendirilmesi, kadim uygarlıklarda olduğu gibi semavi dinler çağında da sürmüştür. Helenistik Yahudi filozof İskenderiyeli Philo, insan yaşamını evrelere ayırırken kadim anlayışları Tevrat kavramlarıyla birleştirmiştir. Philo'ya göre: İlk yedili dönemin sonunda (7 yaşında) süt dişlerinin yerine gerçek dişler çıkar; ikinci yedili dönemin sonunda (14 yaşında) ergenlik başlar; üçüncü yedilide (15-21 yaş arası) gençlerin sakalları çıkar. Dördüncü yedili (22-28 yaş arası) yaşamın en yüksek noktasıdır, beşinci yedili (29-35 yaş arası) evlilik zamanıdır. Altıncı yedili (36-42 yaş arası) düşünce olgunluğunu getirir, yedinci yedili (43-49 yaş arası) ise akıl aracılığıyla ruhu yüceltir, sekizinci yedili (50-56 yaş arası) hem zeka hem de aklı olgunlaştırır, dokuzuncu yedili (57-63 yaş arası) tutkuları yumuşatır, adalet ve ölçülülük yolunda ilerler. Onuncu yediliye (64-70 yaş arası) gelince, bu, insanları yalnızca bir ayağı çukurda, yararsız, yaşlı varlıklar oldukları konusunda uyararak ölüme hazırlar. Yaşam süresi ile ilgili olarak İncil 90. Mezmur'da "yıllarımızın günleri 70 yıldır" denmektedir. On yedinci yüzyıl yazarlarından Sir Thomas Browne'a göre her 7 yıl yaşamda, ya bedenin ya da zihnin, bazen de her ikisinin doğasında bir değişiklik yapar. Bununla birlikte 3 dönem özellikle önemlidir: 7x7=49, 7x9=63 ve 9x9=81. Yazara göre 63 yaşı, "en yazgısal bir biçimde sürdürülmesi düşünülen... büyük dönüm noktasıdır". Burada Peygamberimizin 63 yıl yaşadığı anımsanacaktır. Çin’de de 7 sayısı insan yaşamıyla, özellikle de kadın yaşamıyla bağlantılı değerlendirilmiştir. Süt dişleri 7 aylıkken çıkıp 7 yaşında dökülür. 2x7=14 yaşında ergenliğe ulaşılan "yin yolu" açılır. 7x7=49 yaşında menopoz başlar. Bunlar tıbbi bakış açısından tamamen doğrudur. Bunlara aybaşı döneminin 7x4 günde bir yinelendiği de eklenebilir. Benzer şekilde gebelik, son aybaşı döneminin ilk gününden sonra toplam 7x40 gün (40 hafta) sürer. Müslüman geleneğe göre anne karnındaki bebeğe ruh 3x40=120 günlükken verilir.

Yaşamın evrelerini, yinelenen sürelerle bağlantılı olduğu düşünülen 7 sayısıyla açıklayan yaklaşımlarda da karşımıza çıkan 40'lı yaşlar, hep kaderle, yazgıyla, önemli durumlarla ilişkilendirilmiştir. Öncelikle 40 sayısının sıradan bir sayı olmadığı bilinmelidir. Hazırlık ve tamamlanmanın sayısı olan 40, maddi düzenin sayısı olan 4 ile bilgeliğin sayısı olan 10 sayılarının çarpımıdır (4x10=40). Pisagorculara göre 4 ile 10 sayıları birbiriyle yakın ilişki içinde olup, ilk dört sayının toplamı (1+2+3+4=10) ile biçimlenen "tetraktys" büyük birliği kuşatır. İzmirli Theon 4 ile 10 üzerine bir kitap yazmıştır. Hem 4 hem 10 hem de 40 sayıları tamlık, eksiksizlik, olgunluk, bütünlük kavramlarını anlatır. St. Augustine 40 sayısını, "zaman"la ilgili 4 ile, "bilgi" anlamına gelen 10 sayısının sonucu olarak yorumlamıştır. Böylece 40, ömrümüz boyunca bilgiye uygun yaşamamızı öğretir. Sözü uzatmamak için 4 ile 10 sayılarının tamlık, bütünlük, mükemmellik kavramlarıyla olan ilişkisi üzerinde ayrıca durulmayacaktır; konuyla ilgilenenler, bu yazıyı yazarken sık sık başvurduğum Annemarie Schimmel'in "Sayıların Gizemi" adlı kitabını inceleyebilir. Annemarie Schimmel'e göre 40 sayısı, (Paneth'in söylediği gibi) "kutsallaştırılmış bir tetraktis" olarak görülebilir: (1x4)+(2x4)+(3x4)+(4x4)=40 toplamının sonucu olarak Pisagorcu ölçüleri içerir. Tevrat'a göre ideal yaşam süresi 3x40=120 yıldır. Yahudi krallarının çoğunun, Hz. Süleyman ile Hz. Davut gibi 40 yıl hükümdarlık yaptığı söylenir. Nuh Tufanı 40 gün sürmüş, Hz. Musa dağda 40 gün geçirmiş, Hz. İsa çölde kaldığı 40 gün İblis tarafından sınanmıştır. Annemarie Schimmel, Tevrat ile İncil'de geçen 40 gün ve 40 yıl deyimlerinin, 40 sayısının bekleme, hazırlanma süresi olduğunun kanıtı olarak görür. Yahudi kutsal kitaplarından Talmud'a göre 40, bir yaşam evresinin tamamlanışıdır. Katolik Kilisesi 40 yaşını, insanın "kanonik çağı", yani zekanın bütünüyle geliştiği bir dönem olduğunu ilan etmiştir. Çağdaş psikologlara göre 40 yaşına gelirken insan gelişiminde belirgin bir değişiklik algılanır; ünlü insanların yaşam öykülerine bakmak bunu kanıtlamak için yeterlidir. St. Augustine göre 40, "integritas saecularum"a, zamanın geldiğine işaret eder. İslam'da da kırk sayısının önemi büyüktür. Peygamberimize ilk vahiy 40 yaşında gelmiştir. İslam'ın 5 şartından biri olan zekat, malın kırkta biri (1/40) verilerek yerine getirilir. "Kırk Hadis" kitapları, ölümlerin ardından "yedi", "kırk" denilen günlerde Kuran ve mevlit okunması, kırk uçurmak, kırkının çıkması 40 sayısıyla ilgili, geleneklerle harmanlanmış uygulamalardır. 5 vakit namazın farzları, vacipleri, sünnetleriyle toplamı 40 rekattır. Tırnak kesmek gibi koltuk altı, kasık temizliğinde de 40 günü geçirmek uygun görülmez. Musevilikte olduğu gibi Müslümanlıkta da arınma dönemi 40 gündür: Doğumdan sonraki loğusalık dönemi 40 gün sürer. Bulaşıcı hastalıkların yalıtımı için kullanılan "karantina" sözcüğü, İtalyancada "40 gün" anlamına gelen "quarantina giorni" (quarantina: 40, giorni: günler) deyiminden gelir.

Türkler arasında 40 sayısına verilen önemin ikinci bir örneği yoktur. 40 sayısının Türkçedeki yaygın kullanımı kadim gelenekler ile semavi dinlerdeki kullanım biçimleriyle de uyumludur. Birçok kullanım biçiminin İslam kaynaklı olduğu kolaylıkla görülebilir. Sayısı 40 olan şeyler çoktur, yeterlidir, eksiksizdir, tamdır. Bir ilimizin adı olan Kırklareli ile çağdaş Türk devletlerinden birinin adı olan Kırgızistan, neredeyse eş anlamlı olarak "Kırklar Ülkesi" demektir. Çok sayıda köy adı yanında dağ, dere gibi yerlerin adlarında da 40 sayısının yaygın bir biçimde kullanılmış olduğu görülür. Kırkpınar, Kırkkilise, Kırknisa, Kırkağaç, Kırkçalı, Kırkgeçit, Kırkmağara, Kırkyılan, Kırkarmut bunlardan birkaçıdır. Bu adlandırmaların kimilerinde 40 sayısı çokluk, eksiksizlik anlamlarına ek olarak inanışlarda önemli bir yeri olan "kırklar" ile de ilgili olsa gerek. Nitekim Bayrak şairi Arif Nihat Asya'nın Destan adlı şiirinde bu çok açıktır: ".../Sizlere 'Üçler, Yediler',/Bizlere 'Kırklar' dediler.../Daha çoğuz, daha çoğuz!/...". Kırklara karışmak, ermiş olmak, görünmez olmak, tamamen ortadan kaybolmak anlamlarına gelir. Çağdaş Türkçede sıkıntı, zahmet anlamına gelen çile sözcüğü, tasavvuf ehlinin salt tefekkür ve duayla geçirdiği 40 günlük inzivanın adıdır. Bu inzivanın Arapça kökenli adı olan "erbain" ile Farsça kökenli adı olan "çile/çihil" sözcükleri "kırk" sözcüğünün karşılığıdır. Ölmeden önce 40 günlük 40 "çile" tamamlamak büyük önem taşır. Çok sayıda ayağı olan böcekler diğer dillerde 100 ile 1000 sayılarını içeren "centipede", "tausendfüßler" gibi sözcüklerle adlandırılırken, Türkçede 40 sayısını içeren "kırkayak" sözcüğüyle adlandırılmıştır. Bir sözü 40 kere söylemek, çok söylemek demektir. Ali Baba'nın uğraşmak zorunda kaldığı "harami"ler 40 kişidir. Bir işi başarmak için 40 fırın ekmek yemek gerekiyorsa bu iş zor demektir. Bir işi 40 kez yapmaya "kırklamak" denir; köpeğin yaladığı kap kırklanmadan temizlenmez. Birine 40 kez deli denirse o kişi deli olur. Bir delinin kuyuya attığı taşı çıkarmak için 40 akıllı gerekir; 40 akıllının bu işi başaramadığını söyleyenler de vardır. Masallardaki düğünler 40 gün 40 gece sürer. Kılı 40 yarmak, bir konudaki titizliği anlatır. Bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı vardır. Doğum ile ölüm olaylarından sonra 40 gün geçmiş olması önemlidir, buna "kırkı çıkmak" denir. Kırkı çıkan bebekler için "kırk uçurmak" yaygın bir gelenektir. Kırkı çıkana kadar geçmesi gereken 40 günlük süre hem anne hem de bebek için ters yönlü bir karantina (yalıtım) işlevi görür. 40 dereden su getirmek, işi yokuşa sürmek demektir. Kırkından sonra saz çalmak, ileri bir yaşta yeni ve güç bir işe başlamak demektir. Kırkından sonra azanı (kuduranı) teneşir paklar, 40 yaşını geçenlerden azgınlık beklenmeyeceğini, olgunlukla bağdaşmayan davranışların hoşgörüyle karşılanmayacağını anlatır. 40 yılda bir gerçekleşen olaylar, insan ömründe 1 kez tanık olunacak olaylardır. Eskiden 40 para 1 kuruş edermiş. Bu örnekler dışında 40 sayısıyla ilgili pek çok atasözü, deyim, hikaye, masal sayılabileceği açıktır. Güzellik, üstünlük, iyilik, mükemmellik, eksiksizlik, çokluk,... gibi niteliklerden söz ederken "maşallah" dememek olmaz. Nazar değmesi olumlu niteliklerin söz konusu olmasıyla ortaya çıkan bir olgudur. Nazar değmesini önlemek için 40 kez maşallah demek gerektiğine inanılır. Ancak buradaki 40 sayısının yeni bir mükemmelliğe yol açtığı necip milletimizin gözünden kaçmamış; ortaya çıkan bu yeni mükemmellik, maşallahların sayısı 41 yapılarak aşılmıştır. Nitekim İstiklal Marşımız yazılırken 40 dizede bırakılmamış; 41 dizeye çıkarılarak nazar değme olasılığı ortadan kaldırılmıştır (9x4+5=41). 40 sayısındaki mükemmellik, 41 sayısı ile aşılabiliyor olsa da kimilerimiz bununla yetinmeyip "41 buçuk kere maşallah" diyerek bu mükemmelliği tuzla buz etmeyi başarır.

40 sayısı ile yaşam evrelerine ilişkin yazdıklarımız kırklı yaşların yaşamımızdaki yeri konusundaki anlayışları ortaya koymak için yeterli olsa gerek. Çoluk çocuk, anne baba, eş dost... Bu çemberin orta yeri kırklı yaşlardakilerindir. Yapılan seçimler kendinden çok çevredekileri etkiler. Gençlik fırtınası yerini orta yaş meltemine bırakmış görünse de bu dinginliğin ötesinde hiçbir şey daha öncesinde olduğu şey değildir. Bu durum kimi zaman taşınması güç bir yük gibi ezici olabilir. Cahit Sıtkı Tarancı'nın 35 yaş için ".../Her doğan günün bir dert olduğunu,/İnsan bu yaşa gelince anlarmış/..." demesi boşuna değil. Bu sözü 40 yaş için söylemek daha yerinde olmalı. Yaşamın her evresi için söz konusu olan güzellikler, güçlükler bir yana; hiçbir yetişkinin ergenlik öncesine dönmek istemeyeceği gibi kırklı yaşların öncesine dönmeyi istemek için de bir gerekçe bulmak güçtür. Akıp giden hayat, tükenen ömür tedirginlik verici olsa da kırklı yaşlarda bunun bir korkuya dönüştüğü söylenemez. Kadim geleneklerden kutsal kitaplara eldeki öğretiler 40 yaşının ergenliğe geçişe benzer bir eşik olduğunu söylüyor. Ahkaf suresinin 15. ayetinden yola çıkarak 40 yaşından küçüklerin işlediği günahlardan hesaba çekilmeyeceğini ileri sürenler bile vardır. 40 yaş ayeti olarak da adlandırılan bu ayet, Diyanet İşlerinin Kuran çevirisinde şöyledir: Biz, insana anne babasına iyi davranmayı emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu! Onun (anne karnında) taşınması ve sütten kesilme süresi (toplam olarak) otuz aydır. Nihayet olgunluk çağına gelip, kırk yaşına varınca şöyle der: "Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Neslimi de salih kimseler yap. Şüphesiz ben sana döndüm. Muhakkak ki ben sana teslim olanlardanım." Ayette, 40 yaşında ulaşıldığı söylenip, "olgunluk" sözcüğüyle nitelenen "çağ" Diyanet İşlerinin eski çevirisinde "erginlik...", Elmalılı Hamdi Yazır'ın çevirisinde "kemaline irdiği...", Hasan Basri Çantay'ın çevirisinde "yiğitlik...", Ömer Nasuhi Bilmen'in çevirisinde "reşit olacağı...", Ali Bulaç'ın çevirisinde "güçlü (erginlik)...", Abdülbaki Gölpınarlı'nın çevirisinde "ergenlik...", Yaşar Nuri Öztürk'ün çevirisinde "yiğitlik...", Süleyman Ateş'in çevirisinde "güçlü...", Suat Yıldırım'ın çevirisinde "gücünü kuvvetini bulup...", Gültekin Onan'ın çevirisinde "güçlü (erginlik)...", Muhammed Esed'in çevirisinde "tam olgunluğa erişip...", Ahmet Varol'un çevirisinde "ergenlik..." biçiminde nitelenmiştir. Kırık yaşında ulaşılan çağı niteleyen anlatım için çeviriler arasında seçim yapmaya gerek yok. Hangi çeviri ele alınırsa alınsın ayetle onaylanan bir eşik ile anne baba, çoluk çocuk çemberinin ortasındaki konum açıktır.

Kırkını geçmiş olsun olmasın her yaştan okuyucunun kendiyle ilgili bir şeyler bulabileceğini umduğum bu yazıyı öncelikle 40, 41, 41 buçuk yaşındakiler ile kırkına merdiven dayamışların son basamaklarda olanlarına armağan ediyorum. Yaşamın hangi evresinde olursanız olun güzellikleri ıskalamadan değerlendirmeye bakın. Sağlıklı, mutlu, sevgi dolu, gönlünüzce bir yaşam dileğiyle.

İlker Kayıhan
16 Şubat 2014
26 Ocak 2014

Kaynak
Annemarie Schimmel, Sayıların Gizemi, Kabalcı Yayınevi, İstanbul 1998, ISBN: 975 7942 01 3
Ahkaf Suresi - Diyanet
Ahkaf 15 Meali - Kuran Meali.org


Yukarı^
Ana Sayfaİletişim | © 2019 ademce.com